Roportaj Konusu: Adalet

Roportaj Yapılan: Sayın H.Zeynelabidin Solhan Hoca

 

  

Konuya geçmeden önce söylemek istediğiniz bir şey var mı?

 

 Bismillahirrahmanirrahim! Ben de bu buluşmadan memnuniyet duydum. İnşallah devamı olur. Başka üstatlarımız var.İnşallah onlarla da devam edersiniz, hem siz hem biz faydalanırız. Tekrar hoş geldiniz.

 

Hoş bulduk.

 

Öncelikle adalet konusunu neden seçtiğimizi izah etmek istiyorum.Bizim gençler olarak konuşmalarımızda ve toplantılarımızda özellikle adalet ve akaid konularında eksiğimiz olduğunu gördük. Ve biraz da karışık bir konu adalet. Özellikle akademik anlamda bilgisi olmayan insanlar için oldukça karmaşık bir konu.Bu nedenle ilk olarak bu konuyu seçtik. İnşallah bu konuda bizi aydınlatırsınız.

 

Birinci soru olarak,adalet nedir diye sorsak neler söylemek istersiniz hocam buyurun!

 

Adalet gerçekten önemli bir konu.Kısaca adaleti tanımlayacak olursak,Emir’ül Mü’minin Ali(a.s)’ın dilinden,o hazretin sözleriyle başlamak istiyorum. Nehc’ül Belağada buyuruyor ki: “Adalet her şeyi layık olduğu konuma bırakmak,layık olduğu yere koymaktır. Başka bir tabirle,hak sahibinin hakkını kendisine vermektir. Yani her şey hak ettiği yerde olursa adalet yerini bulur. Örneğin ben 500 YTL maaş hak etmişsem ise eğer bana 450 YTL maaş verilirse bana zulmedilmiş olur.Yani hak ettiğim şeyi almamış olurum. Hak ettiğimden fazlası verilirse bana, bu durum adaletin dışına çıkar ama adaletsizlik olmaz,bu ihsan olur. Allah(c.c.) Kur-an’da buyuruyor ki:”Allah(c.c.) sizleri adaletle ihsan emrediyor.” Adalet denge demektir. Dengeyi geçtiniz mi adaletin dışına çıkmış olursunuz. Fazlalık olursa bu ihsan olur ve güzel bir şeydir;ama eksiklik olursa bu adaletsizliktir. Özetle Hz. Ali(a.s.)’ın dediği gibi adalet, her şeyi layık olduğu yere koymaktır. Bu adaletin ta kendisidir. Hak sahibinin hakkına ulaşmasıdır.

 

Allah(c.c.) razı olsun hocam. Adaletin tanımını bir anlamda İmam(a.s.)’dan öğrendik.

 

Evet;çünkü Ali(a.s.) adaletin ta kendisidir. Ali(a.s) adildir desek belki hakaret yapmış oluruz,Ali(a.s.) adaletin ta kendisidir.

 

İkinci soru olarak hocam şunu sormak istiyorum. Çevremizde sık duyduğumuz bir kavram daha var :”Eşitlik” kavramı. Özellikle ülkemizde kadın-erkek eşitliği vs. anlamlarında sık sık duymaktayız bu kavramı. Adalet ile eşitlik aynı şey midir? Ya da her eşitlik adalet midir?

 

Adalet her zaman eşitlik anlamına gelmaz.

Adaletle eşitlik aynı şey değildir. Adalet,arz ettiğim gibi her hak sahibinin hakkına yetişmesidir.Adalet her yerde eşitlik demek değildir. Bir anlamda eşitlik olsa da her yerde aynı anlamı karşılamaz. Adalet neden doğar? Haktan doğar. Yani eğer bir hak söz konusu ise orada adaletten bahsedebiliriz. Hak talebi yok ise orda adalet kavramını konuşamayız. Eğer o insanlar ki eşit haklara sahipler orada eşitlik söz konusudur;çünkü herkes eşit haklara sahiptir. Yine Ali(a.s.)’ın devrinde olduğu gibi: Talha Zubeyr de 3 dinar alacak beytülmaldan,Kammer de(köledir) 3 dinar alacak beytülmaldan.Orada eşit haklara sahiptirler. Eğer eşit haklara sahip olma söz konusu ise orada eşitlik vardır. Eşitlikten bahsedebiliriz.Yok eğer haklar söz konusu ise orada herkese eşit davranmak adaletsizliğe bile sebep olabilir.Yani bazı eşitlikler adaletsizlik bile doğurabilir.Örneğin ergin bir insana çeyrek ekmek versek,5 yaşındaki bir çocuğa da çeyrek ekmek versek o 5 yaşındaki çocuk o çeyrek ekmekle karnını doyurabilir ancak o yetişkin doyuramaz ve aç kalır.Sözde eşit olarak dağıttık ama birine zulmetmiş olduk.Oysa o yetişkinin hakkı yarım ekmek yada daha fazlası belki.

 

 

Yani özetle adalet ile eşitlik aynı şey değildir.Hatta bazı yerlerde eşitlik yapayım derken adaletsizlik bile doğabilir.

 

Adaletin insanlar arasında olanı ile,ilahi adalet arasında fark var mıdır? İlahi adalet nedir?

 

Adalet farklılık göstermez ,hatta adalet öyle bir şeydir kimde olursa olsun,inanmayan birinde bile olsa ki bugün tarihe baktığımızda tarihte öyle kişiler vardır ki Müslüman değildi.Başka dinlere mensuptu,hatta ateşperesti.Mecusi idi;ama adaletli oldukları için bugün onları tazimle anıyoruz.Onlardan birisi de İran padişahı Emuşirevandı.Peygamber efendimizden önce yaşayan bir şahıstı.Hatta peygamberimiz onun zamanında dünyaya gelmiştir.ve buyurmuştur ki:” Ben öyle bir padişah döneminde dünyaya geldim ki adaletliydi.” Ondan iftihar ettiğini belirtiyor.Ve yine İmam Ali(a.s) ile ilgili bir rivayette geçer ki,İmam(a.s.) gelir bu Emuşiravan mezarı başına ve ona seslenir:”Durumun nasıl?” diye.Cevap olarak buyurur ki ben kafir olduğum için beni cennete bırakmadılar.Beni cehenneme gönderdiler;fakat ben adaletli birisi olduğum için ateş beni yakmadı.Görüyoruz ki adalet kimde olursa olsun güzel bir şeydir.Allah(c.c.)’da olan adaletle insanda olan adaletin farkı şudur ki: Allah(c.c.)’da olan adalet onun bizzat zatıdır. Ayrı bir parçası değildir. Allah(c.c.)’ın parçası yoktur ki zaten.Bizdeki olan adalet ise bir sıfattır.Zatımızdan değildir.Yani dışardan bazı etkenler etkileyebilir.

 

Yine sıkça duyduğumuz bir kavram var.Kaza ve kader kavramı.Bazı soruları örnek vererek sormak daha anlaşılır olacak.Şu örnekle soracak olursak: İnsanların doğuştan olan bazı özellikleri var.Bazılarının özürlü olarak dünyaya gelmesi,hatta bazılarının akil bile baliğ olmadan dünyaya gelmesi  vs. fiziksel özellikleri adalet kavramıyla nasıl açıklayabiliriz?

 

Baştan da arz ettiğim gibi adalet haktan doğar.Yani bir hak sahibi olursunuz orada haksızlık olup olmamasına dikkat edilir.Haksızlık yapılmışsa adaletten dışarı çıkılmış olur. Hakkın verilmesi söz konusu ise adalet var demektir. Hak da “Teklif”ten doğar.Yani bir şeyi yapacaksın ve bu işin sonunda bir şey bekleyeceksin. Mesela Allah(c.c.) size orucu farz kıldı.Bu zor olabilir.Allah(c.c.) yapamayacağınız şeyi zaten sizden istemez.Allah(c.c.) insana demez ki sen on dakika havada uçacaksın;çünkü bu yapamayacağınız bir tekliftir.Kur-an-ı Kerim’de de buyuruluyor ki:”Herkesin yapabileceği teklifi ona veriyorum.” Verdiği teklifin karşılığında hak doğmuş olur.Allah(c.c)’ın adaletine de sığmaz zaten birine bir teklif verecek ve o teklif yerine getirildiğinde de onu karşılıksız bırakacak. Bu mümkün değildir.Onun karşılığını muhakkak verecektir. Verilen teklif zor olursa onun karşılığı da büyük olur elbette.Karşılığı olan bir teklif zor bile olsa sonuç itibari ile kolaylaşır. Zorluk unutulur.Bir çocuk ki dünyaya gelir,Allah(c.c.)’tan bizim bir hakkımız var mıdır ki gerçekten,biz ne iş yaptık ki bu konuda bize Allah(c.c.) karşılığını vermedi? Dedim ya hak tekliften doğar. Teklif verilir,görev verilir o görevi yerine getirirsiniz ki bir hak sahibi olursunuz.Ama hiçbir teklif olmadan bir hak sahibi olmadan hak iddia edilmez.Yani bizim Allah(c.c)’tan bir alacağımız var mı ki,alacağımızı bize vermedi,onun içinde adaletine bir sakınca getire.Örneğin benim Allah(cc.)’tan ne alacağım var ki,iki göz alacağım mı var bir başkasına bir göz vermiş ve bir gözü olan adam diye ki ona iki göz verdi bana bir göz.Benim öyle bir hakkım yok ki,yada onun öyle bir hakkı yok ki! Allah eğer ona bir göz vermişse o da onun keremiyle vermesidir.Fazlıyla vermesidir. Kunut duasında ne diyoruz? “İlahi bize adaletinle muamele etme,bize fazlınla ve kereminle muamele et et.” Allah(c.c.) ihsan etmiştir. Bir gözü de vermemiş olabilirdi! Hiçbir hak da talep edemezdik;çünkü alacağımız yoktur ki Allah(c.c.) bize alacağımızı versin.Alacak söz konusu olmadığı için Allah(c.c.)’ın alacağına herhangi bir helal gelmez.Bir çocuğun sakat doğması vs. genelde bunların da başka sebepleri vardır.Mümkündür ki anne ve babanın yada başkalarının kusuru olsun.Bu eksikliklere kim sebep olmuşsa zaten onlar bunun hesabını verecektir.Birtakım Allah(c.c)’ın ahkamı var ki bunlara uyulmadığı zaman böyle olumsuz durumlar oluşur.Allah(c.c.)’tan hele ki bir alacağınız yok,alacaklı değilsiniz,iki ayak vermemiş de bir ayak vermiş bir şey diyemezsiniz ki!

 

Mesela benim size şu an bir borcum var mıdır? Hayır yoktur.Şimdi ben çıkarsam size iki yüz YTL versem arkadaşınıza da yüz YTL versem arkadaşınız diyebilir mi ki neden ona iki yüz YTL verdin ded bana yüz YTL verdin,bana haksızlık yaptın? Hayır diyemez;çünkü benden alacağı yok ki diyebilsin.Dedim ya adalet hakka dayanır.Hak varsa adalet söz konusu edilir.Hak da tekliften kaynaklanır.Teklif yoksa hak da yoktur.Hak etmediğiniz şeyi alamadınız diye de karşı tarafa adaletsiz diyemezsiniz.Bu yanlış olur. Bizim Allah(c.c.)’tan böyle bir hak talebimiz yoktur.Allah(c.c.)’ın bize böyle bir borcu yoktur ki vermediğinde de adaletsizlik yapmış olsun.

 

Buna bağlı olarak şöyle bir soru sorsak:İnsanların dünyaya gelip gelmeme isteği veya reddetme gibi bir olgudan söz edebilir miyiz? Bunu yine yukarıdaki sorunun cevabı gibi mi düşünmeliyiz? Mesela bir insan diyebilir ki: “Tamam Allah(c.c.) bana ihsanda bulundu bir göz verdi veya bir ayak verdi;ama bana bu şekilde dünyaya gelmeyi istediğim soruldu mu? Bu vb. soruları nasıl açıklayabiliriz?

 

Dünyaya gelmeyen birinden dünyaya nasıl getirileceğini sormak mümkün değildir.

Birilerinden sorulması gerekmiyor bazı şeylerin.Bu yine kaza-kader olayına giriyor.Bazı şeyler vardır ki cebridir,yani elinizde olmayan bir şeydir.Yani sizi dünyaya getirmek için kimseden izin alınmaz.Ya da bu dünyada kalıp kalmamam senin elinde olan bir şey değildir.

 

Ben istiyorum ki beş gün sonra öleyim!Böyle bir şey olmaz.Zaten sen istesen de istemesen de günü geldiğinde öleceksin.Kendi ihtiyarının dışındadır bu.Adalet için dedim ya birincisi teklif olacak,bu teklifte yapılabilecek bir teklif olacak.Yapamayacağınız teklifi istemezler.İkincisi de cebri olan bir şeyde adalet aranmaz.Mesela size deseler ki sizin kilonuz neden az,yada boyunuz kısa,renginiz siyah.Bu nedenlerden sizi cezalandıracağız.Bu olur mu? Sizin suçunuz ne burada? Sizin elinizde olan bir şey midir kilonuz,boyunuz,renginiz? Yada siz güzelsiniz,sizin boyunuz uzun,sizin renginiz beyaz,sizi ödüllendireceğiz deseler bu da olmaz.Bunlar da sizin elinizde olan şeyler değildirler.Siz sizin elinizde olan ihtiyari şeylerden sorumlusunuz.Örneğin elektriği icat edeni ele alalım. Ne kadar güzel bir icat değil mi? Siz,ben,herkes yararlanıyor.Bir hayat gibi bir şey.Aynı elektriğe ben gittim dokundum ve çarpıldım.Ben diyebilir miyim ki bu adam ne adaletsiz bir adamdır.Bunu neden icat etti ki ben gittim dokundum ve çarpıldım?Gerçekte o adam senin çarpılman için mi icat etti bunu?Aksine ne kadar istifade ettim.Allah(c.c.)’da sana güç vermiş,ayak vermiş,el vermiş vs.siz diyemezsiniz ki Allah(c.c.) bana bu gücü vermeseydi ben bu kötü işi nerden yapacaktım!Allah(c.c.) sana bu gücü ve nimetleri iyi yolda kullanman için vermiş.Silahı vermiş sana korunman için,savunman için,ama sen gittin adam vurdun.Bu onun gibi bir şey.Bazı şeyler dedik ya ihtiyarıdır.Bazı şeyler ise cebridir.Elinde olmayan şeyden sual olmaz.Orada sormazlar ki senin neden boyun kısa,neden rengin siyah?Sizin sorduğunuz bu soruda da cebrilik söz konusu olduğundan adaletle ilgisi yoktur.Allah(c.c)'ın birilerine sorarak iş yapması onun ilminin olmamasını gerektirir.

Oysa Allah(c.c.)'ın ilmi mutlaktır.Sual cehaletten doğar.

 

 

Az önce örneğini verdiniz gibi insanlığa faydalı bir icat,kurallarına uygun olarak kullanıldığında herhangidir zararı yok,bilakis faydası vardır. Peki şöyle bir soru aklıma geliyor, tarihte vuku bulan bazı olaylardan dolayı mesela Kerbela Olayı, yada daha iyi anlaşılması açısından örneğin, sokakta giderken,bir veya birkaç grubun bir biri ile olan münakaşası sonucu  o anda oradan geçmekte olan , ve olayla ilgisi olmayan masum bir insanın kaza kurşunu ile hayatını kaybeden bir insanın durumu ve buna benzer olaylarda,m hiçbir suçu yada ihmali olmadığı halde,örneğimizde olduğu gibi sokaktan geçerek evine gitmek isteyen bir adama o anda münakaşa eden bir grubun kurşunu ile hayatını kaybediyor yada bir uzvunu kaybediyor. Bu vb. olayları nasıl açıklayabiliriz?

 

 Ölümler normalde iki kısıma ayrılır.Birincisi bilerek yapılan cinayettir bu diğeri de bilmeyerek hata ile yapılanıdır.Örneğimizde suçsuz günahsız,hiçbir suçu yok sokaktan geçiyor sadece,kavga yapan başkaları,bir hata kurşununa denk geliyor ve hayatını kaybediyor.Onu vuran insan da bilinçli olarak onu vurmuyor zaten ,eğer bilinçli olarak vuruyorsa bunun cezası çok büyüktür.Karşı taraf isterse affeder isterse kısas eder. Ama bilinçsiz olarak yapılan bir olaysa,bilmeyerek,hata sonucu yapılmışsa yine bitmiş mi yani? Sonuçta bir adam öldürülmüş,bunun bedelini ödeyeceksiniz,Kısas olur mu olmaz mı? Orada kan bedelini ödemeniz gerekir. Ya karşı tarafı razı edeceksin affedecek seni yada hakkını alacaktır. Ama öldürme,kısas etme hakkına sahip değildir. Çünkü burada hata sonucu bir durum oluşmuştur. Yapan adam burada suçlu mudur? Yada bir insan düşünün yerden bir taşı aldı ve bir hayvana fırlattı ama,taş gitti bir insana değdi ve o adam öldü. Bu olabilir hayatta.Şimdi burada yapan adamın hiç mi suçu yoktur?Desek suçu yoktur, o halde ölen adam ne olacak? Ama gelin bunu kısas yapalım desek o zamanda yine haksızlık olur.Adam bilerek vurmadı ki,bunu kısas etmeyelim ama o ölen adamın kanı da boşa gitmesin.Hiç olmazsa ölen adamın geride bıraktığı bir şeyler var.Veya hiç olmasa dahi o adamın kanı boşa gitmesin,yani karşılığında bir şeyler almalı.kan parasını ödemek lazım.Bu da adaletin tam kendisidir değil mi? Desek bu hatayla vurdu bunu öldürdü,onu affedelim desek ki kan sahibi onu affedebilir elbette,hatta bilerek vurdu ama ben affettim diyebilir.Allah(c.c.) Kur-an da da buyuruyor “Affetseniz daha iyi olur.”Affetmezseniz kısas yapa,sanı kasıtlı ise tabi kısas edebilirsiniz.Kasıtlı yapmamışsa affetseniz daha iyi iş yapmış olursunuz. Adalet budur.Her olaya sebep olan bedelini ödemelidir.

 

Gayri ihtiyari olarak kaza kurşunu sonucu hayatını kaybeden insanın Allah(c.c.) tarafından tayin edilen hayat süresi oraya kadar mıdır? Hani derler ya kaderi oraya kadarmış.Buna benzer kelimeler geçiyor.Birde Hayatı orada sona eren o kişinin o ana kavdaki sevapları ve günahları olmuştur.Ölmeseydi daha fazla sevap işleme şansı olamaz mıydı? Daha fazla arttırma imkanı olacaktı belki! Bu durumu nasıl adaletle izah edebiliriz?

 

Şimdi yine başa dönmek zorunda kalacağız.Birisinin mesela doğuştan eksik doğması yahut ta birilerinin ömrünü yarıda bırakması…Neden o yaşta öldü? Zaten Allah)c.c.) onu telafi etti yani kısasla yada kan parasıyla onu telafi etti. Zaten buyururlar ki o suçsuz yere öldürülürse o öldüren adam ölen adamın bütün günahlarını da üstlenmiş olur.Ondan fazla niye daha fazla yaşamadı konusuna gelince burada Allah(c.c.)’ın bir eksikliği yoktur.Neden onu bırakmadın yani o vuran adamın kolunu tutsaydın vurmasaydı ve o adam yaşasaydı.Dikkat etmek lazım Ölen adamın öyle bir hakkı yoktu ki,Allah(c.c.)’tan öyle bir talebi yoktu,çocuk yaşta ölen bir çocuğunda bir talebi yoktu,yirmi beş yaşında öleninde bir talebi yoktu Allah(c.c.)’tan. Ben daha çok yaşayacaktım,daha çok şeyler yapacaktım.Neden öldüm? Senin böyle bir yaşama hakkın var mıydı? Talebin var mıydı? Sana vermek zorunda mıydım? Hayır değildim.Böyle bir zorunluluk yoktu.Bir kere Allah(c.c) direk böyle işleri yapmıyor ki her şey sebeplerle oluyor. O’nun ömrünün orada kesilmesine birileri sebebiyet verdi.Allah(c.c) tarafından tayin edilen bir şey miydi? Yok zaten diyoruz ki “Kaza”olarak ya “Kasıtlı” olarak yapılmış. Yani normal bir hayatını yaşayarak o sonuca varmamıştır.O’nun için eceli ikiye ayırırız.Birisi odur ki kul normal olarak yaşaya,hayatını sürdüre ve normal olarak da hayatı son bula.Örneğin yaşlanarak ölmek,veyahut da bir hastalığa yakalanarak hastalık sonucu ölmek.Bu Allah/c.c.)’ın tayin ettiği normal eceldir.Bir ecel de var birileri sebebiyet vere o normal tayin edilen eceli yarıda kese.Buna da eceli mualla denir.Yani aniden gelen ölüm.Bir ecele gitmek var,bir de eceli getirmek var.Ecele gitmek Alla(c.c.)’ın buyurduğu normal bir eceldir zamanını geçirip ölmektir,eceli getirmek ise yarıda kesilmesidir,birinin vurup ölmesi,arabanın çarpıp ölmesi gibi hayatının tüketilmesidir.Yani ecelinin gelmesine birileri sebebiyet verdi.Sebebiyet verende onun bedelini ödemelidir.Onun bedelini ödedi mi her şey yerli yerine oturur ve adalet yerini bulur.Bu nedenle Allah(c.c)’ın adaletine hiçbir zarar getirmiyor.Yaşasaydı ya günahı çoğalacaktı ya sevabı çoğalacaktı artık ondan o taraftaki teklif sondur.Şu ana kadar ne yapmıştıysa ondan mükelleftir.Sevabı varsa karşılığını alacak,günahı varsa cezasını çekecek,hayatına kim son verdiyse o da bedelini zaten ödemiştir.Bu mesele bitip,kapanmıştır.

 

Bir arkadaşımız şu soruyu sormamızı istedi:Kur-anı kerimde geçen bir ayeti kerimede mealen “Allah(c.c.) dilediğini hidayet eder.” B u ne demektir,Allah(c.c.)’ın dilediği kişiler kimlerdir,Allah(c.c.)’ın dilemediği kişiler kimlerdir,neden bunları Allah(c.c.) dilemiyor? Bunu nasıl açıklayabilirsiniz?

 

Allah(c.c.) dilediğini hidayet eder,dilediğini de saptırır,ayeti kerime bu şekilde meal edilir.Dilediğini hidayet eder,dilediğini de saptırır.Kimleri diliyor,kimleri dilemiyor? Allah/c.c.) herkesin hidayet olmasını diler ki,Kur-an-ı Kerimin başlangıç ayetinde buyurur ki”Huden lil muttegin.”Kitabı bile Allah/c.c.) gönderir ki insanları hidayet etmek için.Allah/c.c.) diler ki herkes hidayet olsun.Dilediği herkestir.Aynı o dilek,o istek bu şekilde dir ki herkes kendi ihtiyari ile hareket ede.Zorla olmaya yani.Zorla olsa Allah(c.c.) herkesi hidayet eder.Zora koştuktan sonra herkesi hidayet eder ki bu Allah/c.c.)’ın elinde olan bir şey değil midir?Ama bunun hiçbir değeri olmaz,icbari olur.kendi ihtiyarın ile bir şey yapmadın ki,icbari olarak yaptığın için hiçbir değeri yoktur.Aynen arz ettiğim gibi,boyun uzun olması,kısa olması,siyah olmak,beyaz olmak insanın elinde olan bir şey midir?O nedenle ne bundan ötürü buna bir ödül verilir ne de bir ceza verilir.Allah/c.c.) da zorla getirse hidayet etse, bunun hiçbir mükafatı olmaz.Allah(c.c.)’ın isteği,dileği herkesin kendi isteği ile bu hidayet yoluna girmesidir.Bunu herkes için istiyor.Sen kendi ihtiyarınla Allah(c.c.)’ın istediği gibi hareket ediyorsun,hidayet buluyorsun,aynı şekilde o sapanlar içinde istemişti ki onlar da Allah/c.c.)’ın isteği doğrultusunda hidayete kavuşa,ama onlar Allah(c.c.)’ın isteği doğrultusunda hareket etmiyorlar,Allah/c.c.)’ın istediğinin aksine hareket ettiler ve kendilerini uçuruma götürdüler.Bu aynı şu örneğe benzer ki örnekle birtakım şeyler daha iyi anlaşılır.

 

“Bir baba oğlunu elinden tutarak yolda yürütür.Doğru yolda yürütür.Bazı çocuklar var,babanın sözüne bakıyor,babanın elinden ayrılmıyor,bu esna da etrafta türlü tehlikeler var,arabalar vs. gibi.Allah/c.c.)’ı benzetelim babaya,kulları da benzetelim çocuğa.Allah/c.c.) kulun kolundan tutup kulunu yürütüyor.

Bu kul eğer rahat durursa,bunu götürür tam hedefine ulaştırır sağ salim.Dilediğini hidayet budur.Bu örnekteki akıllı biriydi rahatsızlık yapmadı,Allah(c.c.)’da ona yardım etti ve hedefine ulaştırdı.Öbür kulu alıyor eline bun u da aynı yolda,aynı doğrultuda götürüyorken bu rahatsızlık yapmaya başlıyor.Sağa sola koşmaya başlıyor.Allah(c.c.)’ın elini bırakıyor.Allah(c.c.) istiyor ki bunu da doğru yola ileteyim.Bu çocuk yaramazlığını tekrarlıyor durmadan.Allah(c.c.) bir,iki derken bakıyor bu yoldan çıkmaya kararlı kendi bunun elini bırakıyor.Kendi haline bırakıyor.Kendi haline kalınca da bu gidip arabanın altına giriyor ve parçalanıyor.Sorunuz bu anlamdadır.özetle Allah(c.c.)’ın dediği gibi hareket edersen Allah(c.c.) seni hidayete ulaştırır.Hidayete yetiştirir.Allah(c.c.)’ın dediğini yapmazsan da Allah(c.c.) sizi kendi halinize bırakır siz de yoldan çıkarsınız ve arabanın altına girerek parçalanırsınız.Bunda da Allah(c.c.)’ın bir suçu olmaz.Siz rahat durmadınız.Allah(c.c) mı sizi saptırdı? Hayır! Siz rahat durmadınız,sizi kendi halinize bıraktı.

 

 

 

Bazı konuları örneklerle daha iyi anlatabiliriz.Karşı taraf da daha iyi kavrar örneklerle. BU konu ile ilgili birkaç örnek vermek istiyorum.

 

Geçmiş sultanlardan Sultan Gaz nevi hakkında yazılır ki rivayete göre bir gün yatağında yatıyordu.Baktı ki içine bir şeyler doğdu rahatsız oldu,yatamadı.Kendi kendine dedi muhakkak birilerine zulüm ediliyor,harksızlık yapılıyor ki ben rahatsız oluyorum.Kalkıp hizmetçilerinden birini çağırıyor ve diyor ki: Etrafı dolaşın bakın muhakkak birilerine haksızlık oluyor bir şeyler varsa bana haber verin. Hizmetçi çıkıyor sağa sola bakıyor ve gelip bir şey yok diyor sultana. Sultan kafasını koyuyor yastığa yatmaya ama yine yatamıyor.Dayanamıyor kendisi kalkıyor dışarı çıkıyor sağa sola bakıyor.Sarayın yanındaki bir mescitten ses işitiyor.Ses diyor ki:”Mahmut Sultan oturup keyif ediyor,kapısını da mazlumlara kapatmış hiç halimizden haberi yok.” Sultan sesleniyor: Mahmut yatmamış derdin ne adam söyle bana.Adam diyor ki her gün senin yakınlarından birisi gecenin bir zamanı geliyor evime zorla giriyor ve namusuma kötü şeyler yapmaya çalışıyor.Benimde gücüm yetmiyor,hiçbir şey yapamıyorum.Sultan bu sözlerden çok rahatsız oluyor.Diyor ki bu adam şimdi nerededir? Adam şu an çıkıp gitmiş olabilir diyor.Sultan adamı alıp saraya getiriyor yakınındakilerle tanıştırıyor nöbetçilere tembih ediyor bu adam ne zaman gelse hemen bana haber verin diyor Ertesi gün o zalim yine adamın evine giriyor.Adam da hemen sultana haber veriyor.Padişah kalkıyor kılıcını da alarak adamın evine geliyor beraber.Diyor şu an adam içeride mi? Adam evet diyor.Sultan adamın yerini göster diyor kılıcını da çekiyor .Adama diyor lambayı söndür.Adam lambayı söndürüyor.Padişah karanlıkta kılıcını zalimin kafasına indiriyor.Diyor lambayı yak.Lambayı yakıyor adam.Sultan eğiliyor ve zalime yerde iyice bakıyor.Sonra secdeye kapanıyor,kalkıyor adama yiyecek neyin varsa getir açım yiyeyim diyor.Adam nasıl olur padişahım evimde sadece yavan ekmek var.Siz yiyemezsiniz diyor.Padişah sen getir diyor.Adam getiriyor padişah yerken adam merakla soruyor padişahım diyor.Senin yaptığın birtakım şeyler var ben şaşırdım.Lambayı söndürttün,sonra yaktırdın sonra secdeye kapandın sonrada kuru ekmeği yedin bunların hikmeti nedir.Padişah hiçbiri sebepsiz değildi diyor.Sen ki bana anlattın biri geliyor evime namusuma sarkıntılık yapıyor ben düşündüm.Benim saltanatımda hiç kimse buna cesaret edemez.Etse etse benim çocuklarım cesaret eder.Onun için lambayı söndürttüm korktum ki ne de olsa babalık sevgisi var bu Allah(c.c.)’ın adaletini icra etmeme engel olur.Sonra adama vurdum ve lambayı yak dedim eğildim adama bakmaya ki bakayım gerçekten benim evlatlarımdan mıdır diye, baktım yabancı birisi evlatlarımdan değil şükür secdesi yaptım Allah(c.c.)’a. Evinde ne varsa getir dedim;çünkü o ilk bana anlattığın günden beri ben Allah(c.c.)’a o zalimi öldürüp senin intikamını alıncaya kadar aç kalacağım diye.Ogün bugün açım,onun için ne varsa getir yiyeyim dedim. Dikkat edin adalete oğlu bile olsa adalet için davranışına bakın.

 

 

Yine anlatmıştım euuşiravani. Bu duymuş baştaki nasıl olursa halk da öyle olur diye.Biri hakkında çok iyi şeyler duyar. Merak eder gidip buna misafir olur.Misafir olduğu şahıs padişahı tanımıyor tabi.Padişah etrafı inceliyor bakıyor evin yanında bir üzüm bağı var güzel yetişmiş. Güzel ikramda da bulunuyor adam ama o üzümden kendisine ikram etmiyor.Padişah çok merak ediyor.Bir gün diliyle üzüm istiyor adamdan.Diyor eğer üzüm olsa getirsen yesek çok iyi olacak.Adam diyor baş üstüne ve kalkıyor gidiyor yandaki bağdan bir şey koparmadan bir süre sonra üzümle dönüyor.Üzümü yiyorlar padişah iyice meraklanıyor diyor,kaç gündür misafirim sana ,çok iyi  ağırladın beni;ama yakında üzüm bağı olmasına rağmen çaresiz kaldım üzüm istedim oradan Getirmedin gittin başka yerden getirdin.Bunun hikmeti nedir? Adam diyor bu bağın henüz maliyetini vermedim.Padişahın da bunda hakkı vardır.Bunun vergisini vermediğim için,padişahın da hakkı olduğu için bağda ve ondan da izin almadığım için kusura bakma oradan üzüm getiremedim.Bu cevap padişahın çok hoşuna gidiyor.Allah(c.c.)’a şükrediyor.Benim ülkemde yaşayan insanlar adaletlidirler diyor.Adamın gözünden öpüyor.Diyor padişah benim.Sen ki bu kadar adilsin bu senenin mali yatını da senden almıyor diyor.

 

Emuşirevana soruyorlar bir gün sen neden bu kadar adaletli oldun. Bu anlatıyor.Bir adama haksızlık olmazsa,haksızlığın ne olduğunu anlayamaz diyor. Hasta olmasa hastalığın ne demek odlunu anlayamaz diyor.Aç kalmazsa açın halinden ne anlayacak diyor.Anlatıyor diyor biz üç kardeştik.Babamız bize özel bir öğretmen tutmuştu.Altı ay kadar bize ders verdi.Altı ay sonunda da bizden imtihan aldı. Ben derslerime çok çalışıyordum ve çok da başarılı idim.Ama iki kardeşim çalışmıyorlardı.Sağda solda geziyorlardı.İmtihanda ben en iyi notu aldım onlar zayıf aldılar. Öğretmen baktı ben çalışıp iyi not almışım. O iki kardeşime dedi gidin bir ağaç sopa getirin.Ben dedim herhalde bunlar zayıf aldılar o ağaçla öğretmenimiz bunları dövecek.Ağacı kardeşlerim getirdiler.Öğretmen kardeşlerimden birine dedi ki tut bunu yere yatır diğerinde sopayla ayağımın altına vurmasını istedi. Ben şaşırdım! Derse çalışan ve iyi notu alan ben,ama dayağı da yiyen yine ben! O kadar zoruma gitti ki anlatamam.Bunlar doyuncaya kadar beni bir güzel dövdüler.Kalktım ayaklarım şişmişti.Ne diyeceğimi şaşırdım koştum babamın yanına olanları anlattım;ama babam bana imtina etmedi.Dedi öğretmenindir iyi yapmış.Derdim daha da çoğaldı benim.Bu benim içimde büyük bir dert oldu.Öğretmenime karşı kinim,nefretim arttı.Aradan yirmi yıl geçti.Babamız ölüm döşeğindeydi bizi çağırdı yanına.Dedi benden sonra yerime geçecek bu şahıstır dedi.Beni kendinden sonra padişah seçti.Babamız öldü.Ben padişah oldum.Dedim iyi oldu.Öğretmen neredeyse ona cezasını en ağır şekilde vereceğim.Sağa sola adam saldım,bu adamı mutlaka bana getirin dedim.Yirmi yıllık bir nefret vardı içimde.Sonunda onu buldular ve ve getirdiler. İstedim ki o an hemen oracıkta onun cezasını vereyim.Emir vermek istedim bunun başını vurun diye. Bu bir dakika dedi.Benim diyeceklerim var dedi. İnsana ölmeden önce sorarlar son isteğini.Dedim söyle sözünü;ama bil ki seni affetmeyeceğim. Bana haksızlık yaptın sen.  Dedi ki:”Oğlum,sen çalışkandın,güzel notlar da aldın,ben de biliyordum ki babanın yerine geçecek bir şahıs varsa o da sensin.Ve ben istedim sana bir ders vereyim.Hele ki sen yarın padişah olacaksın.Haksızlığın ne olduğunu öğretmek istedim sana.Dedim ki yarın bu padişah olsa ve ben gitsem buna anlatsam,ya huzuruna kabul etmeyecek beni yada kabul etsede sözümü dinlemez benim.Ben istedim sana o zaman bu dersi vereyim ki anlayasın haksızlığın ne demek olduğunu,başa geçtiğinde de başkalarına haksızlık yapmayasın.Ben bunun için yaptım.Yoksa ben de biliyordum sen çalışkandın ve dayak onların hakkı idi. Bu sözlerden sonra gittim hocamın elini öptüm ve dedim sen bana büyük bir ders verdin.Haksızlığın ne demek olduğunu tattım ve yirmi yıl unutmadım ve kimseye haksızlık yapmayacağıma söz verdim dedim diyor.

 

Yine padişahın biri bir gün kendine güzel bir saray yaptırmaya karar verir.Emrindekilere etraftaki evleri sahiplerinden alıp karşılığında ne kadar para isterlerse vermelerini emrediyor.Bütün evleri alıyorlar bunlar sahiplerinden ve paralarını da ödüyorlar. Son olarak bir yaşlı kadının evi kalıyor.Geliyorlar yaşlı kadına,padişahın emridir bu evi bize satacaksın diyorlar.Saray yaptıracağız diyorlar. Ne kadar para istersen sana vereceğiz diyorlar.Kadın hayır ben evimi satmam diyor.Ben bir günlük padişahın komşuluğunu dünyaya değişmem diyor.Ben padişaha komşu olmak istiyorum diyor.Etraf komple yıkılmış sadece o ev kalmış ve ufak biçimsiz bir ev. Padişah’a geliyor adamları ve olanları anlatıyorlar.Padişah olanları dinliyor ve diyor olsun.Madem ki o beni istiyor be niye onu istemeyeyim? Neyse sarayı yapıyorlar,her taraf muhteşem,görkemli.Adeta dört dörtlük;ama diğer tarafa gelince çirkin bir görüntü sarayı adeta hiç ediyor. Neyse olan oluyor.Kadının evi sarayın içinde kalıyor.Kadının dışarıda birde tandırı var.Tandırı yaktıkça his yayılıyor etrafa ve sarayın boyaları batıyor. Gelip padişaha durumu yine anlatıyorlar. Padişah yapacak bir şey yok diyor.Kadına bir şey demek yok. Her kirlendiğinde yeniden boyayacaksınız diyor. Neyse boyuyorlar kirlendikçe.Sonra padişaha gelip diyorlar kadının bir de ineği var.Gerek inek sarayın salonundan geçip otlamaya gide ve akşamda yine oradan da geçip ahıra gide. Ne yapalım diyorlar padişaha.Yerdeki sergileri ne yapacağız diyorlar. Padişah diyor ne yapacaksınız,inek çıkarken kaldıracaksınız sergileri,çıkınca yeniden sereceksiniz,akşam gelince yine kaldıracaksınız sergileri inek yerine geçince de tekrar sereceksiniz. Kadının da evini çok güzel onartıyor. Bir gün Rum padişahının elçisi saraya misafir olarak geliyor.Saraya bakıyor mükemmel,padişahla sarayı dolaşıyorlar.Kadının  evinin olduğu yere gelince elçi adeta şok oluyor.Padişaha merakla soruyor.Sarayın çok güzel ama bu görüntü nedir diye. O da durumu anlatıyor.Yaşlı bir kadın ona haksızlık yapmak istemedim.Evini vermedi bende almadım.Hatta olanları da anlatıyor.Tandırı,inekleri vs. Diyor haksızlıkla yapılan dört dörtlük bir saraydansa adaletle yapılan bu eksik hali daha iyi.Elçi çok güzel bir iş yapmışsınız diyor padişaha.Takdir ediyor.Ülkesine dönünce de bunu anlatıyor etrafına.

 

 

Bakın,adil olan kim olursa olsun faydası vardır.  Peygamberimiz (S.A.A) ondan iftiharla bahsediyor.

 

Hocam bize değerli zamanınızı ayırdığınız için ve böylesine önemli bir konuyu izah ettiğiniz için Allah(c.c.) razı olsun sizden. 

 

Sizden de Allah(c.c.) Razı olsun!