“Mevlana Açısından İmam Hüseyin Bin Ali –as-
İranlıların İslam’ı kabul etmesiyle birlikte İslami kültür İran kültürüyle bütünleşti. İranlılar hem kendilerini İranlı, hem de Müslüman olarak nitelendirip, İranlılıkla Müslümanlık arasında hiçbir çelişki hissetmediler. İran’ın bazı örf ve adetleri İslami kimlik ve renk kazandı. Kerbelâ faciası da, İranlılar için büyük bir milli hamasete dönüştü. İranlı şair Mevlana Celaleddin Belhi, İmam Hüseyin’e –as- ve onun şanlı Kerbelâ kıyamına özel bir ilgi gösterip, takdir etmektedir.
Mevlana, hem mesnevi, hem de divan-ı şemste Aşura kıyamından aşıkane bir şekilde söz etmektedir. Mevlana mesnevisinde bir kıssa naklediyor: O diyor ki; birisi Halep şehrine Aşura günü girdiğinde, halkın matem tutup, ağıt yaktığını gördü. Bu matem merasiminin sebebini ve kimin için ağıt ve mersiye okunduğunu sordu. Halkta, bilmiyor musun? diye sorarak şöyle devam etti: Bu matem, canı bütün alemlerden daha ağır ve değerli olan kimse içindir. Halk daha sonra kendine Aşura olayını anlattılar. Garip yolcu sordu. Acaba bu olay dün veya bir önceki gün mü vuku buldu? Halk, hayır…. 7 asır önce bu olay vuku buldu. Yolcu yine sordu; Peki bu olayın haberi sizlere yeni mi ulaştı? Eğer durum buysa, kendi gafletiniz ve bihaberliğiniz için ağlayın.
Mevlana bu kıssasında, muhataplarını İmam Hüseyin –as- kıyamının gerçek hedeflerini anlatıyor, ve onları bu görkemli kıyamın hedefleri hakkında gafil olmamaya çağırıyor.Mevlana bu hikayeyi anlatıp, Aşura olayı hakkında yorum yapıyor. Mevlana’ya göre, Aşura kanlı kıyamının birçok boyutu ve özelliği vardır. Ona göre, her bir şerefli ve hür insanı derinden üzen ve ahını yükselten şaki kimselerin şiddet ve tap kalpliliğinin beyanı, Aşura olayının tek bir boyutunu ifade ediyor.
Sultanı ruh, zindandan kaçtı
Elbise yırtmaya ve eli kaşımaya ne gerek var
Çünkü o, dinin hüsreviydi
Şadlık ve sevinç vakti geldiğinde
Bağı kopardılar
Şad ruhlu devlete doğru koştular
Koparıp zinciri attılar.
(Mesnevi, 6. defter 799-797. beyitler)
Mevlana açısından Aşura kıyamının bir boyutu, o büyük insanın katledilmesidir ve bu olay Aşura’nın üzüntülü boyutudur. Fakat o yüce ruh bağlar ve zincirlerinden de kurtulmuştur. Mevlana’nın inancına göre, hüseynî kıyamla topraksı cisim ve beden kafesi kırılıyor, bu din sultanının cân kuşu bu tutsaklıktan kurtuluyor. Mevlana, İmam Hüseyin’e sonsuz sevgi ve saygı beslediği gibi, Yezid’den son derece nefret ederek aşura kıyamını değerlendiriyor. Mevlana Kerbelâ olayını değerlendirdiğinde, zalimler ve taşkalplilerin şiddet ve şakiliğine itiraz ediyor ve arifane tecrübe ve saikleri üzerine İmam Hüseyin ve yarenlerinin şehadetinin güzel portresini çiziyor.
Mevlana’nın mesnevi yoluyla muhataplarına verdiği en önemli ders, dünya ve evreni güzel bir biçimde algılamaktır. Bazen insan bir facianın şiddetinden öylesine üzüntü duyup, kendini kaybediyor ki, olayın diğer boyutlarını göremez oluyor. Mevlana aşık bir insandı. Aşk’ın ne olduğunu bizzat bilip tatmıştı. Onun mektebi aşk ile bütünleşmiş ve özetlenmişti. Mevlana nasıl aşk üzerine ve aşıkça hayat sürdüreceğini, aşıkane bir bakış açısıyla dünyaya bakmayı, aşıkça olayları tahlil etmeyi, aşk’ı nasıl akılın yardımına gönderip, onun eksikliklerini tamamlamayı iyi biliyordu. Bu yüzden Mevlana Kerbela olayına da bu açıdan bakıyor. Bu büyük facianın en güzel aşk ve isar (fedakarlık) sahnesi olduğunu görüp, mest oluyor. Mevlana Kerbela olayında zalimlerin acımasızlığını görüyor ve nefretini bildiriyor. Fakat bu faciada İmam Hüseyin’in aşık ruhunu, yüksek fedakârlık ve isarını, Hüseynî kıyamın aşk, sevgi, hürriyet ve kurtuluş mesajlarını da algılıyor.
Mevlana açısından, en çirkin şiddet, zulüm ve taşkalpliliği simgeleyen olayın diğer çehresini de seziyor. Bu çehre tam bir ihlas, ilahi vecd ve aşk, fedakarlık ve özveri, her şeyi dost uğruna feda etme çehresidir. Mevlana bu açıdan Kerbelâ faciasına bakıp, onda beşerî tarihin en güzel değer ve simgelerini tesbit ediyor. Nitekim bu tür fedakârlık, ihlas ve özverine kadar derin ve engin olursa, güzelliği ve göz alıcılığı da bir o kadar derinleşip, genişler. Mevlana Aşura olayını ve Kerbelâ faciasını, İmam Hüseyin’in şehadet sevgisini, en duru ve pâk güzelliği yansıtan mutlak bir paklık ve fedakarlık olarak nitelendiriyor. Mevlana kendi kendine düşünüyor. İmam Hüseyin gibi yüce bir ruh sahibi ve yiğit kimse nasıl oldu da, bütün zenginliklerini ve mal-mülk ve dünyevi varlığının üzerine iptal damgası vurabildi, ve her şeyinden vazgeçti. Mevlana açısından bu kolay bir iş değildir. Semavat’a uzanacak bir kafa, kainat genişliğinde bir kalp ve alemlerin şaraphanesi kadar bir göğüs ister. Çünkü insan her şey ve bağlardan kurtulmak için eşsiz bir aşıkımsı derece ve makamata ulaşmış olmalıdır.
Mevlana’nın gazel’deki bakış açısı, İmam Hüseyin –as- kıyamının aşk ve isar boyutu üzerine yoğunlaşmıştır. Nitekim Mevlana gazelinde diyor ki;
Neredesiniz ey ilahî şehitler
Kerbela vadisinin bela bulucuları
Neredesiniz ey aşık hafif ruhlar
Uçan kuşlardan daha iyi uçanlar
Neredesiniz ey can ve makamdan el çekmişler
Birisi bu akıla söyler neredesin
Neredesiniz ey zindan kapısı kıranlar
Kredi alanlara kurtuluş yolunu açanlar
Neredesiniz Ey binevadarın (sessizlerin) nevası (sesleri)
Alemlerin süreti derya dudakları (kenarı)dır
Köpükleri bırak eğer ehl-i sefa isen
Mevlana açısında, aşıklığın en önemli gösterisi, isar ve fedakarlıktır. Bu isar ve özveri sözde değil, amelde olmalıdır. İmam Hüseyin hürriyet kıyamıyla sadece kan canını ve hayatını değil, bütün varlıklarını ve zenginliklerini feda etti. İmam Hüseyin bir kez değil, binlerce kez şehit düştü. Her bir hakkı gasp edildiğinde, her bir yârı ve dostu şehit düştüğünde o binlerce defa ûruc etti.
Mevlana Celaleddin Muhammed Belhi açısından Kerbelâ olayı, kafesten kurtulmak isteyen aşık kışların ruhunun uçmasıydı. Bu müstesna olayda en samimi ve ihlaslı aşıklar fırsatını bulup, hürriyet ve kurtuluş özlemini fiili olarak gerçekleştirdiler. Mevlana, ölümle yüzleştiğinde, İmam Hüseyin –as- gibi yiğitçe, coşkulu ve aşıkça onu karşılaması gerektiğini anlamıştı. |